Nilgün Marmara’nın Mektubunda “Çöküşün Eşiği” – Bir Yazı ve Ruh Çözümlemesi

Bazı el yazıları beni derinden etkiliyor. Kelime anlamlarını çoktan aşmış çizgiler, sanki taşıyamadıkları cümlelerin ağırlığı altında eziliyorlar. Nilgün Marmara’nın veda mektubu da böyle bir metin. Bu yazıda mektubun içeriğini değil, yalnızca yazının çizgisel formunu inceleyerek ruh hâline dair ipuçlarını okuyacağız.

Nilgün Marmara (1958–1987), Türk edebiyatının en özgün ve en kırılgan kadın şairlerinden biri olarak anılır. Akademik çalışmalarında Sylvia Plath üzerine yoğunlaşmış, şiirlerinde ise insanın içsel çatışmalarını, varoluş sancılarını ve ruhsal gölgelerini işlemiştir. Şairin eserleri ölümünden sonra bir araya getirilmiş ve yayımlanmıştır. Başlıca kitapları: Daktiloya Çekilmiş Şiirler, Metinler, Defterler, Kırmızı Kahverengi Defter, Hizmetçi Şiirleri (bazı baskılarda derleme niteliğindedir).

Bu eserler Marmara’nın hem şiirsel dünyasının hem de zihinsel gelgitlerinin en saf hâliyle görüldüğü kaynaklardır.

Nilgün Marmara, 13 Ekim 1987’de, 29 yaşındayken, evinin penceresinden atlayarak yaşamına son vermiştir. Bu bilgi karanlık bir merak için değil; yazının biçimindeki titreşimi doğru bağlama yerleştirmek için önemlidir.

Ele aldığımız mektup, Nilgün Marmara’nın intiharından hemen önce eşi Kağan Önal’a yazdığı veda mektubudur. Bu yazının amacı mektubun içeriğini tartışmak değil; yazının biçimsel özelliklerinden duygusal çöküşün izlerini okumaktır.


Yazının Çizgisel Dilinde Sessiz Çatlaklar

1) Satır Sonlarında Aşağıya Doğru Mikro Çöküş

Satırların bitişe yaklaşırken hafifçe düşmesi başlıca göstergelerden biridir. Kişi derin bir yalnızlık ve çaresizlik hissi içindedir. Yazı sonunda yer alan “Hoşça kalın” ifadesi, bu parametre için oldukça tipik bir örnektir. Tabii bu gösterge tek başına yeterli değildir.

2) Kelime Aralıklarının Uzaklığı

Kelime arası boşluklar, bir “m” harfi uzaklığı referansına göre değerlendirilir. Bu yazıda kelime arası boşlukların fazla olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum bir sosyal çözülme işaretidir. Kişi sosyal ortamda var olamadığı duygusuna sahiptir; kendini soyutlar.

3) Baskı Gücündeki Dalgalanma

Kalemin kâğıdı bastırdığı noktalar ile neredeyse kaydığı bölgeler arasında belirgin fark vardır. Bu tutarsızlık kararsızlıktan değil; duygusal yük ile beden arasındaki çatışmadan doğar.

4) Harfler

Harflerin ritminin kopması ve bazı harflerin neredeyse başka bir kelimeye aitmiş gibi uzağa düşmesi, ev ve aile içindeki kopmalara işaret eder. Bu, kişide tek taraflı bir çekilme olarak yaşanabilir.

Yazının en çarpıcı özelliklerinden biri, satır ilerledikçe harf boyutlarının küçülmesidir. Bu, yalnızca fiziksel bir yorgunluk işareti değildir. Bu tür bir daralma, çoğunlukla aşırı analiz eden, düşünceyi kendi içinden çıkamayan bir zihnin işaretidir.

Zihin büyüdükçe harf küçülür.
İç dünya genişledikçe dış ifade daralır.
Kişi düşünmeyi bırakamadığında, yazı kendini sıkıştırmaya başlar.

Nilgün Marmara’nın mektubunda da tam bu etki görülür:
Harfler küçülür, çizgiler içe çekilir, kelimeler adeta kabuğuna döner.
Bu, kararın ağırlığından çok, zihinsel yükün kendini tüketen analiz hâlinden kaynaklanan bir daralmadır.

5) Genel Eğimin Dalgalanması

Sağa meyil, dış dünyaya yönelimi gösterir. Fakat eğimin kararlılığı yoksa, inişli çıkışlıysa; iç gerilim ile dışa uzanma isteği arasındaki çatışmayı görünür kılar. Hem yazının meyli hem de satır boyunca satır çizgisi dalgalanmaları, duygusal gelgitleri tek başına gösterebilecek güçte göstergelerdir.


Nilgün Marmara’nın mektubu, içerikten bağımsız bile olsa, ruhunun kendi içinde nasıl inceldiğini ve nasıl sessizce çöktüğünü gösteren çizgiler taşır.

Belki de Marmara, kendini arıyordu ve bulamadı. Çünkü insan ancak gerçekten olduğu şeye dönüştüğünde değişebilir. Kendine benzeyemediği her yerde sıkışır; benlik daraldıkça dünyası da daralır.

Bu mektuptaki sessiz çatlaklar, tam da bu arayışın izleridir:
Bir ruhun kendi özüne yaklaşamadığında nasıl çatladığını duyuran ince çizgiler…


Pemila tarafından yayımlandı

Yazı Analizi ve Resim Analizi

Yorum bırakın